Cengiz Celikel – Dergah

•Temmuz 31, 2007 • 1 Yorum

<a href=”

04. Dergah.mp3

mp3 hosted by minorcrisis.net

“>

KARDEŞİM ! NEME GEREK.

•Temmuz 31, 2007 • Yorum yapın

Bir gün cihan pâdişâhı Kânûnî Sultan Süleyman Han, Yahya Efendi hazretlerine bir hatt-ı şerîf gönderdi ve;
-”Ağabey! Sen ilâhî sırlara vâkıfsın, bilirsin. Kerem eyle de bize Osmanoğullarının akıbetinin ne olacağını haber ver. Nesli kesilip yok mu olacak. Yok olacaksa, bu hangi sebeptendir.” dedi.
Hatt-ı şerifi okuyan Yahya Efendi eline kalem kâğıt alıp;
-”Kardeşim! Neme gerek.” diye iri harflerle yazıp Kânûnî’ye gönderdi.

Kânûnî, Yahya Efendiden gelen mektubu okuduğunda hayretler içinde kaldı. Fakat bir şey anlamamıştı. Derhal bir kayık hazırlanmasını emretti ve bu bilmece sözün mânâsını anlamak için Yahya Efendinin dergâhına geldi.

Yahya Efendiyi görür görmez;

-”Ağabey! Ne olur gizlemeyip, suâlime cevap veriniz. Biz de ona göre hareket edelim.” dedi.

Yahya Efendi bunun üzerine tebessüm edip;

-”Biz cevap verdik. Bu sözümüzü anlayamamana şaşarız.” dedi.
Kânûnî;

-”Nasıl?” deyince, Yahya Efendi;

-”Zulüm, haksızlık yayılsa, işitenler de; “Neme gerek.” dese ve onu önlemeye çalışmasalar, sonra koyunu kurt değil de çoban yese, bilenler de bunu söylemeyip gizlese, fakirler, muhtaçlar, gariplerin feryadı göklere çıkıp bunları taşlardan başkası işitmese, işte o zaman felâkettir. Neslinin o zaman yok olmasından korkulur. Hazînelerin boşalır. Askerin itaat etmez olur ve yolundan gitmezler. Yok olmak mukadderdir.” buyurdu. Kânûnî bunları işitince, göz yaşlarını tutamadı. İşte Osmanlı böyle yıkıldı……

menzil netten alınmıştır

Güzelliğinde İmtihanı Var

•Temmuz 31, 2007 • Yorum yapın

Güzelliğinde İmtihanı Var

Süleyman bin Yesâr, bir arkadaşıyla “Ebva” denen yerde konaklamışlardı. Arkadaşı yakındaki alışveriş yerinden bir şeyler almak üzere çadırdan ayrıldığı sırada Süleyman’ı geriden gözetleyen bir bedevi kadını hemen çadırın kapısına gelerek:
– Buraya kadar gelir misin? diye seslendi.
Süleyman, serili sofradan yiyecek isteyeceğini düşünerek bazı şeyleri alıp da kadına doğru yürürken kadının ikazı farklı oldu: – Ben yiyecek falan istemiyorum, seni istiyorum seni. Yakışıklılığın hoşuma gitti. Karşı çadıra gel. Kimsecikler yok yanımda! Süleyman, bir imtihana tabi tutulduğunu düşünerek bağırmaya başladı:
– Defol buradan şeytanın elçisi. Şimdi arkadaşım gelir, İkimiz de rezil oluruz!
Kadın, beklemediği bu karşılıktan ürkerek peçesini yüzüne kapayıp çadırına dönerken, Süleyman da içeriye girip ağlamaya başladı. Bu sırada çarşıdan aldığı şeylerle gelen arkadaşı Süleyman’dan yaşadığı durumu dinleyince o da ağlamaya başladı. Süleyman şaşırmıştı.
– Sen niçin ağlıyorsun? diye sordu. Aldığı cevap şöyle oldu:
– Kardeşim, sen gerçekten de bir iffet abidesiymişsin. İyi ki ben muhatap olmadım böyle bir imtihana. Muhtemeldir ki kaybedebilirdim. Allah sana senin güzelliğin kadar iman kuvveti lütfeylemiş demek ki.
Süleyman oradan kalkıp Medine’ye varır, o gece rüyasında Yusuf aleyhisselamı görür. Karşıdan kucağını açarak gelen Hazret-i Yusuf ona şöyle hitap eder:
– Gel seni kucaklayayım iffet abidesi kardeşim. Güzelliğin de kendine göre imtihanı vardır. Sen de benim gibi bu konuda imtihanlara tabi tutuldun, ama kazandın. Tebrik ederim seni.

Mustafa İslamoğlu – Emaneti ehline vermek

•Temmuz 31, 2007 • Yorum yapın
Emaneti ehline vermek (III)
03/09/2005
Hiç düşündünüz mü: “Allah size emanetleri ehline vermenizi emreder” diye başlayan bir ayet (Nisa, 58) niçin “Hüküm verme konumunda bulunduğunuz vakit adaletle hükmetmenizi emreder” diye devam eder?
“Emaneti ehline vermek”le “adaletle hükmetmek” arasında ne gibi bir ilişki vardır?
Hemen belirtelim ki; emaneti ehline vermenin olmaz olmaz şartı, adaletle hükmedecek bir muhakemeye sahip olmaktır. Selim bir muhakemeye sahip olmadan, bir şeyi kime vereceğinize sağlıklı karar veremezsiniz.

Nisa 58. ayetteki “insanlar arasında hükmetme”yi, sadece devlet yönetimine hasredenler yanılırlar. Hükmetmek, yani hüküm vermek, hepimizin hayatın her alanında ve her anında yaptığı bir şeydir. “Şu iyidir-bu kötüdür” derken, birine “aptal” ya da “geri zekâlı” derken, “güzeldir-çirkindir” yargısında bulunurken, hep hüküm vermiş oluruz.

“Şu iyidir-bu kötüdür” demek bir hükümdür. “İyi” hükmünü verdiğiniz gerçekten iyi ise mesele yok. Zaten o zaman “kötü” dediğinizin de gerçekten kötü olduğu sonucu kendiliğinden çıkar. Fakat eğer siz kötüye “iyi” demişseniz, doğal olarak iyiye de “kötü” hükmünü vermişsinizdir.

Kişi kendisine ait bir emaneti, bir değeri, herhalde “iyi” dediğine tevdi edecektir. İnsanın “iyi” hükmünü verdiği biri dururken değerli bir şeyi ya da sorumluluk isteyen bir yetkiyi, bir kötüye emanet etmesi düşünülemez.

İşte bu nedenle Kur’an “emaneti ehline vermek”le “adaletle hükmetmek” arasında doğrudan bağlantı kurar. Çünkü verdiği hükümde adil olmayan biri, emaneti ehline veremez.

İşte bu nedenle, emaneti ehline vermeyen biri, bu davranışıyla yaptığı zulümlerin yanına bir de hükümde zulmü eklemiştir. Eğer adil hükmetseydi, emaneti ehline verecekti. Hükmünde zalim olması, 1) emanete zulmetmesine, 2) emanete ehil ve layık olana zulmetmesine, 3) altından kalkamayacağı ya da ihanet edeceği bir sorumluluk yüklediği için emaneti kendisine tevdi ettiği ehliyetsiz ve liyakatsiz kişiye zulmetmesine yol açmıştır.

Çocuklarını yanlış ellere emanet eden anne-babalar, çocukları hakkında adil hüküm veremeyenlerdir. Adil olmayan hüküm, emanete ihanetle biten bir sürecin başlangıcıdır.

Kendilerine ait egemenlik yetkisini oylarıyla yanlış vekillere emanet eden seçmenler, insan hakkında “iyi-kötü” hükmünü verirken adil davranamayan kişilerdir. İyiyi kötüden ayıramayanların, emaneti ehline vermeleri nasıl mümkün olur?

O halde aslolan, insanlara “seçme hakkını” kullandırmaktan öte onlara hüküm verirken adil hüküm verecek bir bilgi, birikim, bilinç ve eğitim vermektir. Daha muhakemesini nasıl yürüteceğini bilemeyen, adaletle hüküm verecek bir zihni işleyişe sahip olamayan insanların, emaneti ehline vermek hususunda isabetli davranmaları beklenemez.

Nisa 58. ayet, “emaneti ehline vermek”le, “adil hüküm vermek” arasındaki doğrudan ilişkiye atıf yapmaktadır. Aklını doğru kullanmayanların, doğru bir muhakemeye sahip olamayacakları bir gerçektir. Çünkü doğru hüküm, ancak doğru muhakeme sonucu elde edilir.

Dinî, ahlâkî, siyasal, sosyal, ekonomik, bilimsel ve estetik olmak üzere, hayatın tüm alanlarındaki dökülüşümüzün temelinde yatan sebep de budur. Hatırlasanıza o muhteşem Kur’anî uyarıyı: “Allah aklını kullanmayanları pisliğe mahkûm eder!”

Bu toprakların içine itildiği şu hal, işte bu mahkûmiyetin resmidir ve kurtuluşu da sizin elinizdedir. Malum, toplumsal değişmenin ilâhî yasasıdır: “Bir toplumu oluşturan bireyler iç dünyalarını değiştirmeden, Allah da o toplumun gidişatını değiştirmez.” (Ra’d, 11)

Adil Islamoglu – Ayaz

•Temmuz 31, 2007 • 1 Yorum

KABEM SENI (Mustafa Büyükaslan)

•Temmuz 31, 2007 • Yorum yapın

sen Allah’ımsın ilahi-mehmet karakuş

•Temmuz 31, 2007 • Yorum yapın

Mustafa Topal – Aşkina yandim

•Temmuz 31, 2007 • Yorum yapın

Sedat Ucan – Yalan Dunya

•Temmuz 31, 2007 • Yorum yapın

Sedat Ucan – Yuceler yucesi

•Temmuz 31, 2007 • Yorum yapın

Geylani

•Temmuz 31, 2007 • Yorum yapın

GEYLANİ Hz.BILAL dinle

omer tolga – ya Hay

•Temmuz 31, 2007 • Yorum yapın

omer tolga dinle

Ahmedi

•Temmuz 31, 2007 • Yorum yapın

Ahmedi medet SEYDA

Adem Sayin

•Temmuz 31, 2007 • Yorum yapın

ADEM SAYIN ADI GUZEL dinle

Mahmut Durgun – zikir

•Temmuz 30, 2007 • Yorum yapın

zikr.mp3

Adem Pala – Kana Kana

•Temmuz 30, 2007 • 1 Yorum

BURDAN DİNLEYİN/İNDİRİN

Mehmet Seyit Oglu – Nur Muhammed s.a.v.(2007)

•Temmuz 30, 2007 • Yorum yapın

burdan indirin

Abdurrahman Toprak – Araya Araya

•Temmuz 30, 2007 • Yorum yapın

burdan indirin

Kubilay Aktaş – Esrarengiz olaylar 1

•Temmuz 28, 2007 • Yorum yapın

burdan indirin

Tasavvuf Sohbeti, 9.1.93, 1.Bölüm Prof.Dr.M. Esad Coşan Rh.A

•Temmuz 28, 2007 • 2 Yorum
 
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.